30 Mayıs 2012 Çarşamba

mor/kahverengi göz makyaji

merhaba yavrularim

yaz aylarinda agir ve koyu göz makyaji yapmayi hic sevmiyorum aslinda. simli mimli makyajlar kisa daha cok yakisiyor diye düsünüyorum. nedense bugün canim tam tersini cekti, mor ve kahverengiyle bugulu (bugulu denir mi ki buna :D ) göz makyaji yaptim. bakalim begenecek misiniz..

iyice icine girelim degil mi :D





kullandiklarim:

gözler:
  • artdeco mor far 82
  • nyx smokey eye palette (üstten ücüncü kahverengi)
  • MAC fluidline blacktrack (fircayla dagittim görüntüyü yumusatmak icin)
  • alt kirpik diplerine yine nyx fari
  • kas altina MAC blank type
  • rimel maybelline strech &define



kiko: 359

sezonun pastel renklerine uygun bir seyler süreyim dedim :)

***

da ja pastelfarben zur zeit in sind, hatte ich lust auf diesen hübschen ton von kiko :)








29 Mayıs 2012 Salı

kiko: ultra glossy stylo lipstick 806

merhaba yavrularimm

gecenlerde size the balm'in "big mama" alligini aldigimi söylemistim. resmen vuruldum o renge, ama onunla beraber kullanabilecegim bir rujum yoktu. takintiliyimdir bu konuda, birebir ayni renk olmasa bile alt tonu ayni olan bir ruj istedim, yani soft seftali renginde bir ruj. buldum mu? evet, ama chanel'den ("liberté) 28 €'ya. durumun buna el veriyor mu su an? hayir.
ne drugstorelarda ne de cok sevdigim kiko'da o istedigim seftali rengini bulamamistim.. taa kiii kiko'nun yeni ultra glossy stylo rujlarini görene kadar. benim aldigim 806 numarali ruj ilk bakista canli bi turuncu rengi. ama hafif yapisindan dolayi dudaklarimi tam istedigim o rengi veriyor. dudaklari kurutmuyor, nemlendiriyor ve bir kac saat sonra o (cok abartili olmayan ve bence cok fazla glossy olmayan) o parlaklik gitse bile o seftali rengi hafiften kaliyor dudaklarinizda.
4,90 €'ya aldigim bu rujdan bir tane daha almayi düsünüyorum.

ve bu aralar en sevdigim sade makyaj: biraz rimel, big mama allik ve bu kiko ultra glossy lipstick 806 :)






essence: 92 better late than never

hello cemaat

civil civil renklere devam. ben essence'in bu rengini dior'un "lucky" adli ojesine benzettim. herkes o ojeyi kapmak icin 40 takla atti, ben gittim essence'den aldim :) nasil buldunuz?

***

hallo ihr lieben

weiter gehts mit knalligen farben :) ich habe das gefühl, dass dieser nagellack dem dior "lucky" sehr ähnelt. auf den fotos sieht der essence lack etwas kühl aus, aber im gegenteil. wie findet ihr ihn?





28 Mayıs 2012 Pazartesi

ruhr üniversitesini ülkücüler bastı

dönemin başında hoca "oyun kurallarini" anlatirken ben bunu gördüm ._.




26 Mayıs 2012 Cumartesi

bir genc kiz cumartesi gecesi ne yapar

tek basina ööörovizyon izler. eksi sözlükte eglenir.




25 Mayıs 2012 Cuma

öğrenci halleri - 1

biz bazen..


kendi capimizda waffle yapariz



 gece 12de pizza ismarlariz


crep yapmak isteriz ama daha cok pancakee benzer


onlari da masada degil afiyetle yatakta dizi izleyerek yeriz :)

24 Mayıs 2012 Perşembe

flormar: 404

bu aralar hava öyle güzel kiiii icimiz isiniyor ohh :)
bu günesli günlerde ojelerimiz de isik sacsin degil mi?

nar cicegi bi oje istedim flormar standindaki kizdan, ama cok fazla turuncuya kacmasin dedim.
(bu arada sevmiyorum sizi flormar ablalarim. ben bir seye bakarken yanimda bitmeseniz keske, burun burunayiz her seferinde -.-)

flormar 404 nasil desem.. "glossy finishli" bir oje. 2 katta opakligi güzel ama sürdükce de artmiyor. yani ne kadar sürerseniz sürün gördügünz tirnak cizgisi hep belli oluyor, glossy iste.


23 Mayıs 2012 Çarşamba

azla yetinen şehir ankara

Şöyle düşümek lazım belki de. Toplumsal iş bölümünde bazılarına da gezerek yazı yazmak düşüyor. Hayal kurmak, dalıp gitmek...

Herkesin sınavlara hazırlandığı sınıflarda mutlaka bir hayalperest çocuğun gerektiği gibi. Çünkü, asıl meleklere karışmış çocuklar tutar insanlık tarihinin seyir defterini. Koşturup savaşlar yapan, koşturup ormanlar yakan, koşturup çocuklar öldüren insanlık, yorulup yığıldığında bir köşede, vicdanını meleklere karışmış hayalperest çocuklarda aklar.

Bu yüzden az buz şey değildir hayal kurmak. En büyük zorluk ise bütün bu olup bitenlere karışmadan, karışmaya hiç heveslenmeden, ruhunun hiç istifini bozmadan hayal kurmaya devam etmektir. Diyelim ki, hiç de kolay değildir, herkes Leeds maçına giderken Ankara'ya doğru yola çıkmak. Herkes malum maçtan bahsederken oturup Ankara üzerine yazmak. Kuğulu Park'ta oturup insan yüzlerine saatlerce bakmak, bakmak, bakmak... Hiç "gündemde" olmasa da bu uğraş, o yüzlerden bir şehrin sırrına varmaya çalışmak. Durup dururken...


Denizsiz şehir kanaatkardır

Deniz tuhaf şeydir. Yüzünüzü denize verdiğinizde arkanızı dönersiniz insanlara. Bu yüzden, ancak deniz şehirlerinde yalnız kalabilir insan, denize kalır, kendine... Ankara mı? Bakacak tek şey insan yüzleridir. Bu yüzden insanlar kırıp dökmeye cesaret edemez birbirini kolay kolay. Murathan Mungan bir keresinde bunun için "Ankara'da oturma odası ahlakı vardır" demişti, "Oysa İstanbul'da bıçaklar ortadadır."
Doğrudur, hem de nasıl ortadadır... Denizin şımartması belki de, herkes bıçaklarıyla birbirinin peşindedir. Dürüstlük mü bu? Yoksa insanların birbirine bakması için denizden daha "enteresan" olması gerektiği için mi?
Ama doğrudur. Ankara'da her şey oturma odalarında olur. Bakılacak bir deniz olmadığı için, insanlar sık sık ve uzun uzun birbirlerinin yüzlerine bakar. Yüzlerde işaretler varsa hakikaten, bunu en iyi Ankara'da yaşayanlar biliyor olmalıdır. Bıçaksız oturma odalarında insanlar birbiriyle yetinir. Tıpkı deniz olmadığı için havuzlarla yetinildiği gibi. Ama belki de her yokuşun sonunda deniz çıkacakmış gibi olan bu şehirde kurulan deniz düşleri, denizin kendisinden daha mavidir. Kesin olan bir şey var yine de. Ankaralılar'ın denizi İstanbullununkinden daha temizdir!




Cetvel çizgisi kafadan mı geçer?

Ferhan Şensoy Ankaralılar'ın karşıdan karşıya geçerken "cetvelle çizilmiş gibi" herkesin sağdan yürüdüğünü söylüyordu. Böyle bir kanaat vardır ötede beride. Ankara'nın cetvelle çizilmiş bir şehir olduğu sanılır. O çizgilerin insanların kafalarının içinden geçtiği düşünülür üstelik. Evet dolmuş şoförleri kravat takar, evet taksiciler "sizli bizli"dir. Ama o Kafkaesk şoförler, o "siz"leri alıp, "O güzel gözlerinize ağlamak hiç yaraşmıyor küçük hanım. Size yakışan gülmektir" diye bir cümle kuruverdiğinde, kimi "sen"ler pek pespaye kalır, pek samimiyet yalanı...
Bu kent, insanlara siyaset yalanlarına inat her gün önemli sözcükler öğretir. Haysiyet, alçakgönüllülük, samimiyet, sessizlik, dostluk, mertlik, işini hakkıyla yapmak... Neden peki? Çünkü insanlar, arkalarını dönemezler burada birbirine. Dönüp gelecekleri yer yine birbirlerinin yüzüdür. Gidecek bir deniz yoktur. Bu yüzden Ankara'da tek başına olmakla yalnız kalmak arasında çok fark vardır. 


Ankara bana, İzmir'den gelmiş, denizle şımarmış küçük kızına birkaç sözcük öğretmişti. Bunu, İstanbul'da artık hiç bilinmeyen katı bir usta - çırak ilişkisiyle yapmayı tercih etmişti: Gözyaşı mecburidir! Kin bırakmayan, hayatı, insanları gördükçe affedilen, hem de nasıl çabucak affedilen gözyaşıyla...
İstanbul mu? O "işini bilen", tombul kadın... O, bu sözcüklerle hep alay etti. Çok "işe yarayan" yeni sözcüklerden bahsetti. Ben şimdi Ankara'da Mülkiyeliler Birliği Lokali'nde o "işini bilen" kadının dayattığı sözcüklerden bahsediyorum. Kimse gülmüyor. Hiç gülmüyoruz.
 "Bu kadar çok genelleme mutlaka hatalıdır" diye düşünecek oluyorum... O sırada Kuğulu Park'ta bir kadın ağlıyor. Garson, hiçbir şey sormadan masaya bir mendil bırakıyor...


yazan: ece temelkuran

kaynak